Bekliyorum biliyorsun
Gittin haber yok senden!
Arıyorum açmıyorsun
Yoksa korktun mu benden?/ Yoksa bıktınmı benden
Bakma sen sitemlerime
Toplasan üç beş kelime/ Alt üstü kaç kelime?
Huysuzlum kızgınlığım hep hasretinden
Ben bitmeden / Tükendim bak
Hadi dön artık!
Çok özledim seni, öksüz kaldım.
İki satır yazsan, yeter sandım.
Aynaya baktım, o an anladım
Nerde olursan ol ruhum seninle
Kendine dikkat et oralarda
Üşütüp edip de hastalanma
Bekleyenin var bak buralarda
Bebek gözlüm, bil ki aklım sende
Günesin ufka degdigi yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver
Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver
Dinle uzaktan çalan sarkı hicazdan
Yaktık seninle biz bir yangını yeni bastan
Dinle uzaktan küllerin arasından
Madem her sey biter yine baslar yeni bastan
Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...
Gönül hancım için yansın senin gidiyorum
Senin sancın benim kadar ağır değil
Ferhat gibi dağlar delsen yinede yerin
Benim yanım değil
Nasıl dersin seni sevdim yalan biliyorum
Benim kalbim senin kadar sağır değil
İnanması kolay olsa gidermiyim
Sevda yüküm kolay değil
Neler gelir neler geçer içimden
Yüzün ağlar için güler göçümden
Kaçıyormu sanıyorsun gözümden
Nasıl desem asıl yerim
Cennet olsa yanın değil
Ölümsün sonunda sen
Sessiz kalma
Anlatmalısın aşkımı anlamalılar bizi
Sessiz kalma
Sessiz kalma
Neden bu suskunluk
Anlasın herkes artık
Anlasınlar haykıran ki dünyaya
Ben seni çok
Kimseyi sevmediğim kadar çok
O kadar çok sevdim
Ah o kadar
Ben seni çok
Kimsenin kimseyi sevmediği kadar çok
O kadar çok sevdim
Ah o kadar
Duysun dünya
Sessiz kalma
Yılların suskunluğundan sonra
Haykıralım aşkımızı dünyaya
Git yokluğuna çabuk alışırım hadi git
Hayallerime kandığımda beri sendeyim
Bu ev viran viran bu oda
Şimdi masumca bir söz lazım bana
Zor hayalinle yaşamak hayli zor
Bir anda silemezsin alışkanlıklar var
Bir an düşün neler yitirdiğini
Yeniden başlamak ancak dilde kolay
Sen yoksun sevgilim güllerde mana mı var
Şu öten bülbül kuru bir emek
Ne olur gitme bütün sözlerin yalan
Dedim ya ayrılık dilde kolay
Aşk ya sen varken ya da yokken yine sürecek
Ya karanfil ya gül olup kapına gelecek
Umutsuzca yollarında bekleyecek
Adım adım seni hissedecek
Suya yazı yazmak gibi seni sevmek
Yorgunum, üşüyorum
Yanındayım, ama yalnız ne çare
Suskunum huzursuzum
Gözlerinde uçurumlar korkup da yüzleşmeye
Bakışların kaçar gider gücüm yok yetişmeye
Düğüm düğüm oldu içim ne olur birşey söyle
Sen sustukça içimde isyanlar, çığlıklar
Gece avutmuyor gönlüm unutmuyor
Dokunduğum hiç bir ten senin gibi kokmuyor
Avuçlarımda eriyen buz gibisin
Damla damla akıp giden umutlarım gibisin
Çaresi derdinden daha zor
Yüreğimiz yetmiyor söylesene nerdesin
Gözlerinde uçurumlar korkup da yüzleşmeye
Bakışların kaçar gider gücüm yok yetişmeye
Düğüm düğüm oldu içim ne olur birşey söyle
Sen sustukça içimde isyanlar, çığlıklar
Gece avutmuyor gönlüm unutmuyor
Dokunduğum hiç bir ten senin gibi kokmuyor
Koyamadım kimseyi yerine sen gibi
Sevemedim kimseyi içimdeki sen gibi
1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.
2- Birlikte kitap okuyun, elele tutuşun ve birlikte düzenli yürüyüşlere çıkın.
3- Gülümsemeler bulaşıcıdır. Ona da bulaştırın.
4- Güvenilir bir sırdaş olun ve onu hiç kimseye şikayet etmeyin.
5- Onun en sevdiği çiçeği, rengi, müziği, şiiri ve yazarı bilin.
6- Ona, beklemediği hoş sürprizler yapın. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük aşk notları yollayın.
7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.
8- Aşk, birlikte saçmalamaktır. Arada bir, birlikte sonuna kadar saçmalayın.
9- Kimin haklı olduğunu tartışmayın, neyin doğru olduğuna karar verin. Her tartışma sonunda barış anlaşmasını bir öpücükle imzalayın.
10- Sevdiğinizi yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştirin. Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.
11- Bedeninize iyi bakın. Daima sağlıklı ve dinç olmayı hem kendinize hem de ona borç bilin.
12- Bir kucaklaşmadan ilk ayrılan siz olmayın.
13- Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. İceriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.
14- Aşk için evlenin. Hem eşinizin hem de kendinizin en iyi arkadaşı olun.
Sen ki bu mektubu saklayacaksın..
Öpüp öpüp koklayacaksın belki..
Ve artık gelmeyeceğimi bile bile bekleyeceksin..
Ah benim eski türküm..
Ah benim hazin öyküm..
Yanlışım..
Yanılışım..
Yalnızım
Seni hiç üzer miyim..
Ben bu mektubu defalarca yazmış,
Defalarca yakmışım..!
Bülent Ortaçgil Sensiz Olmaz
Bu sabah yalnız uyandım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok
Sensiz olmaz
Kahvaltım anlamsızdı
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
İlk sigaram bile tatsızdı
Sensiz olmaz
Anlaşılan alışmışım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Bir verdiysem iki almışım
Sensiz olmaz
Aşk bir dengesizlik işi
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Dengeye dönüşen bir sevgi
Sensiz olmaz
Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım
Yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Hep tekdüze, herşey dümdüz
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, huzursuz
Sensiz olmaz
Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım
Gece gelmiş, yatağım boş
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Sen uzaktasın, ben uzanmış
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, biraz huzursuz
Sensiz olmaz
1) Mutluluk ötelerde değil:
Mutlu olanlar bunun için olması imkansız büyük şeyler beklemeyenlerdir. Bir demet çiçek alan eşine, tebessümle bakan kadın, eşinin şefkat ve sevgisiyle pişirdiği bir çorbaya teşekkür edebilen erkek mutlu olur.
2) “Adalet”i unutmayın:Yaşanan olaylar karşısında her şeyi iyi tahlil edin. Kendinize haksızlık ediliyormuş gibi bir pozisyona girmeyin. Kendinizi mazlum, eşinizi zalim sandalyesine oturtup “Ben bu evde neyim ki?” diye eşinizi itham etmeyin.
3) Alıngan olmayın:
Sürekli “Niye öyle konuştun? Sen böyle demekle beni kast ediyorsun...” vb sözlerle hesap sormayın. Hiçbir eş, “Acaba bu sözümden ve davranışımdan yanlış bir mana çıkarır mı?” diye düşünen bir eşin yanında rahat olmaz.
4) Aranıza duvarlar örmeyin:
Duvarlar örüp onu o duvarların arkasında yalnızlığa terk etmeyin. Ya da siz kendinizi öyle bir duvarın içine hapsedip yalnız başınıza yaşamayın. “Beni anlamayan bir eşim var, ne yapabilirim?” diye diyalog kapılarını kapamayın.
5) Eşinize kambur olmayın:
Kendinize düşen sorumlulukları mutlaka yerine getirin. “Ben yapmasam nasıl olsa eşim yapar” düşüncesiyle onun fedakarlığını istismar edip eşinize yük ve kambur olmayın. Nihayetinde o da bir insan, gün gelip o kamburdan kurtulmak isteyebilir.
6) Kendinizi peri, eşinizi cadı ilan etmeyin:
Her şeyden bir haklılık payı çıkarıp, kendinizi tek akıllı olarak göstermeye çalışmayın. Kendinizi iyilik perisi eşinizi cadı ilan etmeyin. Unutmayın ki, eşler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.
7) Eşinize akıl hocalığı yapmayın:
Sürekli eşinize ‘şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyerek akıl hocalığı yapmayın. Sanki onun aklı yokmuş da siz veriyormuşsunuz gibi davranmayın. Başaramadığı işler karşısında fırsatçılık yapmayın.
8) Tartışmak için bahane aramayın:
Tartışmak için fırsat kollamayın. En küçük bir şey için sayıp dökmeyin. Mutlu olmak dururken ufak tefek şeylerle hayatı zindana çevirmeyin... Her tartışma mutluluk sarayından bir tuğla koparır.
9) Kameralarınızı güzelliklere çevirin:
Aile hayatı içinde her şey olabilir. Bunlar kaderin cilvesidir. Bu sebeple alıcılarınızı eşinizin kötülüklerine değil iyiliklerine çevirin. Bahar günlerinde bile sağanakların olduğunu unutmayın.
Ezo Gelin Kimdir?
Asıl adı "Zöhre" olan Ezo Gelin, 1909´da Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Babası, Bozgeyikli oymağından Emir Dede, anası Elif´tir. Nüfus kaydında halen bekar görünen Ezo´nun, üçü erkek, üçü kız altı kardeşi daha vardır. Ezo, erken gençliğinden itibaren, güzelliğiyle dikkatleri üzerinde topluyordu. O kadar ki; düğünlerde gözler, gelinden çok onun üzerinde gezinirdi. Ezo´yu, birçok zenginin yanı sıra, o zamanki Halep ilimizin Carablus ilçesinin Kozbaş köyünde oturan teyzeoğlu Memey (Memet) istiyordu. Taktirde yazılan tedbirde bozulmamış; Ezo´nun ilk evliliği ne bu ağalardan biriyle oldu, ne de teyzeoğluyla…
Ezo´nun Güzelliği
Anlatanlar, Ezo´nun güzelliğini nereye koyacaklarını bilemiyorlar. Öykümüze geçmeden, Ezo´nun güzelliği üstüne dillerde dolaşanları özetlemeye çalışalım:
- Öylesine güzelmiş ki Ezo; görenler, iki yanağına birer elma oturtulmuş sanırlarmış.
- Öyle güzelmiş ki Ezo; bakanlar bakmaya doymazlarmış.
- Öyle güzelmiş ki, bir yaz günü kapısını çalıp bir kap ayran isteyen gurbetçi bir çerçi, Ezo´nun güzelliği karşısında şaşalayıp, Ezo´nun uzattığı ayran tasını yere düşürüp kırmış.
- Öyle güzelmiş ki Ezo; gülümseyerek bakmasıyla, düşmanları barıştırırmış,
- Öylesine güzelmiş ki Ezo; olursa o kadar olurmuş…
Öykümüz Başlıyor…
Ezo´nun güzelliği söyleyen dillere söylence olurken, Barak ovasında bir genç adamın adı dillerde dolaşır olmuştu. Bu komşu Beledin köyünden, "Şitto" Hanefi Açıkgöz´dü. Şitto´nun bağlaması, akarsulara "Siz şırıldamayın, ben şırıldayım"; seside bülbüllere, "Siz şakımayın, ben şakıyayım" diyen cinstendi. O sıralar Hanefi 30; ay´a "Sen doğma ben doğayım" diyen güzeller güzeli Ezo da 20 yaşlarındaydı.
Gün o idi ki; Uruş köyünde Hacı Mamuş´un düğünü vardı. Düğüne Ezo da Şitto da çağrılıydılar elbet. Düğünde tüm gözler gelini de güveyi de unutup, Ezo ile Şitto´yu izledi. Şitto, Ezo´ya gönlünü kaptırdı. Şitto Hanefi´nin gönlüyle kafası aynı telden çalıyordu. Bu nedenle, Ezo´ya dünür yolladı. Hanefi, ala ala "düşünelim" cevabı aldı.
Araya acımasız zaman girdi. Bu ara Şitto, kendi köyü Beledinden Mehmet Örtürk´le yörenin töresi olan "değişik"i uygulamaya karar verdi.( Bu töreye göre, bir erkek, hısımlarından bir kızı bir arkadaşına verir, arkadaşının hısımı bir kızı alır. Böylece iki tarafta çevrede "kalın" diye anılan başlıktan kurtulmuş olur.) Şitto halası Hazik´i Mehmet´e verecek; buna karşılık Mehmet´in kızkardeşi Selvi´yi alacaktı. Araya girenler girdi; bu "değişik" gerçekleşemedi. Öyle ki; Şitto Hanefi, eş-dostla acı-yüz (yani onların yüzüne bakamaz) oldu.
Ezo Şitto İle Evleniyor
Derler ya; "İnsan sarayda olmamalı. Sareay insanda olmalı…" Şitto´nun doğru dürüst evi bile yoktu ama, yüreğinde Ezo geziniyordu. Eşin dostun araya girmesiyle, Ezo Şitto´ya çatıldı. "Ele gelin gelir, bize kalın gelir" demişler. Bu evlenmede Şitto´ya kalın (başlık) da gelmeyecekti. Çünkü Şitto Ezo´yu almasına karşılık, Ezo´nun ağabeyi Zeynel´e halası Hazik´i verecekti. Alan razı veren razı…
Güzün ortanca ayında iki düğün birden kuruldu. Şitto´yla Ezo´nun düğünü Beledin köyünde; Zeynel´le Hazik´in düğünü Uruş´ta kuruldu. Zurna öttü davul vuruldu… Alındı, verildi; iki köyde, gerdeğe girildi. Sen sağ ben selamet. Bu demektir ki iki köyde iki mutlu yuva kuruldu.
Şitto ile Ezo, sizlere layık mutlu bir yaşamı sürdürüyordu. Ağızlarının tadı yerindeydi yani. Gelgelelim, mutlulukları göze geldi.
Daha doğrusu aralarına arabozucular girdi. Yemediler-içmediler, dedikodu yaptılar. Atalarımız "Söz taşıma taş taşı" demiş ama, bazı kendini bilmezler söz taşıdılar. Hatta kendileri söz uydurup getirdiler, götürdüler…
Bir harman sonu evlenmişlerdi; ikinci harman sonuna dek birlikte yaşayamadı Şitto ile Ezo, Şitto öykülerini bir cümlede özetler.
"Kötü talih geç buldum; tez yitirdim…"
Şitto Ezo´yu boşayınca "değişik" töresince halası Hazik de geri döndü.
Ezo´nun İkinci Evliliği
Efsanesel güzel Ezo, Şitto Hanefi´den ayrıldıktan sonra altı yıl dul kaldı. Yörenin ağızbirliği etmişçesine anlattıklarına göre Ezo, bu süre boyunca daha bir serpildi, daha bir güzelleşti. Öyle ki görenin gözü kalırdı. Nasıl anlatmalı: O bir ışıktı da, tüm erkekler, onun çevresinde pervane kesilmişlerdi.
Genç-yaşlı, zengin-fakir, nice talibi çıktı Ezo´nun. Her talibi, tek tüy isteyen Hz. Süleyman´ın önünde tüm tüylerini döküverdiği söylenen yarasa örneği, neyi var-neyi yoksa önüne seriyorlardı Ezo´nun. Ezo tam altı yıl, evlenme önerilerini geri çevirdi. Sonunda, ailesinin de ısrarı üzerine, kendisine genç kızlığından beri talip olan Teyzeoğlu Memey´le evlenmeye razı lodu. Türkmen oymağından olan Memey Suriye´nin, Calabrus ilçesinin Türkiye sınırına yakın Kozbaş köyünde oturuyordu. Ezo 1936 yılının güzünde Uruş´tan Kozbaş´a gelin gitti. Bu evliliğide değişik töresine göre olmuş; onu alan Memey, bacısı Selvi´yi, Ezo´nun ağabeyi Zeynel Bozgedik´e vermişti.
Öykünün Sonu
Ezo´yla Memey´in iki kızları oldu. İlki fazla yaşamadan öldü. "Celile" adlı ikinci kızları halen sağdır ve Suriye´de yaşamaktadır.
Ezo´nun ikinci kocasıyla geçimi yerindeydi. Ne var ki "gurbet" denilen bir ateş yüreğini yakıyordu da. Türk köylüsü "çalının ardı gurbet" der. Ezo da, Kozbaş´tan Türkiye´yi, Uruş´u görüyordu.Hatta ara sıra doğduğu köye gidip geliyordu ama, bunlar özlemini azaltmıyor, pekiştiriyor, dayanılmaz hale getiriyordu. Yakınları onun "Vara öleyim, tek yurdumda kalayım" dediğini anlatırlar.
Ezo bir de "göreceksiniz bu gurbetlik beni öldürecek" der ve öldüğünde, hiç olmazsa Türkiye´yi görecek bir yere gömülmesini dilerdi.
Dediği de oldu. Suriye´ye gidişinin yirminci yılında, 1956 güzünde Ezo yatağa düştü. Hastalığının ince hastalık (verem) olduğunu, herkes gibi kendisi de biliyordu. Ezo, kızı Celile´yi yatağının başından ayırmak istemiyordu. Ecelle kavil gününün gelip çattığını anlıyor, tek avuntuyu güzel kızı Celile´de buluyordu.
Ve Ezo Gelin güz yağmurlarının düştüğü bir Cuma, yatsı vakti son soluğunu soludu.
Eşi ve yakınları, casiyetini dikkate alarak, onu; arasıra tepesine çıkıp yaşlı gözlerle Türkiye´yi seyrettiği Bozhöyük´ün en yüksek noktasına gömdüler. "Mezarı oradadır şimdi-o kum ülkesinde…"
EZOGELİN TÜRKÜSÜ
Ezo gelin benim olsan seni vermem feleğe,
Güzel yosmam başın için salma beni dileğe,
Anası huridir de, kendi benzer meleğe
Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle
Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle,
Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel…
Ezo Gelin çık Suriye dağlarının başına,
Güneş vursun da kemerin kaşına kaşına,
Bizi kınayanın bu ayrılık gelsin başına başına
Nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, neneyle
Çık Suriye dağlarına bizim ele eleyle,
Gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılalım gel…
anadolunun bir köyüne muhtar lazım olur ama kimse muhtar olmak istemez bunun üzerine köy ağası her kezi köy meydanına toplar fakat bi değişiklik olmaz ama bi eksik vardır köyün çobanı memo memoyu da çağırırlar
köy ağası:
- her kez donunu indirsin .....ğı en büyük olan muhtar olacak!!
memonunki en büyüktür memo muhtar olur eve gidip karısına böyle böyle oldu muhtar oldum der bunun üzerine
memonun karısı:
-vışşş cemşit nerdeymişşş???
1."abi geçen bi balık yakaladık nah kolum gibi"
2. "muhsin abi geçen bi woofer almışım öküz gibi ses çıkarıyo. mükemmel abi."
3. yol tarifinde bir ölçü birimi olarak yüz metre. 1 yüz metre = 300 metre
4. başarılı bir türk aşçı, fransa'da bir lüks otele transfer edilir. diğer aşçılara bazı tarifler öğretmesi gerekmektedir. geçerler ocağın başına, bizimki başlar: - bir tutam maydonoz, bir tutam karabiber, yetecek kadar su... fransız dayanamaz sorar: - bunların bir ölçüsü yok mu? bizimki terslenir: - ben ne diyorum? bir tutam olacak demedim mi?
5. "g.t kadar" gibi söylendiğinde sadece türklerin anlaması muhtemel, hatta bazen türk olanların dahi anlamakta zorluk çektiği ve sizin karşınızdaki kişinin nasıl bir ortamda yetiştiği, sosyo kültürel yaşantısı gibi konularda derin tespitler yapmanıza sebebiyet veren ölçü birimleridir. -kaç metrekare lan senin ev.? -g.t içi kadar ya, fazla değil.
6. ayrıca yön tariflerinde de çığır açmış olmaları kaçınılmazdır. -ne tarafta abi bu dükkan. -s.k.mn istikametinde. , gibi.
7. burdan sana kadar, bilemedin kapıya kadar
8. bir de bunların trakya insanına özgü olanları vardır ki, genelde revaçta olmama nedenleri nezaketsizliktir: iki güzel örneği: küçük ev: bülbül b.züğü kadar / yenilen az yemek: kedi ç.kü kadar bişey yedim
9. kasıktan dize kadar....
10. türkün kendisi ölçü birimidir: türk kadar kuvvetli, bir türk dünyaya bedel
11. kavgaya giderken "bir kamyon adam" toplanır, sayı belirtmek için uygun bir sıfattır.
12. çok uzakta: taa anasının .mında
13. çok uzakta: allah'ın unuttuğu yerde
14. çok uzakta: ali fakılının tay s.kt.ğ. yerde
15. çok sıcak: gavur a.ı gibi yanıyo mübarek!!
16. yakın yol: bir sigara içimlik mesafe.
Konuşmayayım diyorum
Bugün artık suskunluğum isyanda
Soruyor bana ey akılsız yürek
Bu ne kadar sürecek diye
Ona söz dinletemedim
beni anlamıyor
Ona söz geçiremedim beni dinlemiyor
Yıkık dökük harap olmuş
Her bir yanım
Bin parçaya bölünmüş
Kalp harelerim
Sen orda mutluluk resmi sunuyorsun
Ben duyayım diye duyayım diye....
Konuş diyorum
Susma artık suskun kalma
Akıl mı kaldı durmuşken tükendi
Karardı dünyam
Off yok artık buna inanmıyor kalbim
Off uyan artık uyanda gör dünyanı
Yıkık dökük harap olmuş
Her bir yanım
Bin parçaya bölünmüş
Kalp harelerim
Sen orda mutluluk resmi çiziyorsun
Ben duyayım diye duyayım diye
Endişelerim , korkularım , kahkahalarım ve umudum var
Ama biliyorum , mutlu son da var
Daima canımı yakan
Korkmuşsam , kaybetmeme izin ver
Acıkmışsam , bırak alayım
Üşümüşsem , bedenimin güneşe erişmesine izin ver
Yanlışsam , bırak , öğreneyim
Pislenmişsem , bırak kirlerim kalsın
Eğer yorulmuşsam , izin ver , gözlerimi kapayayım
Yaralanmışsam , bırak hissedeyim
Üzgünsem , bırak gözyaşlarım aksın
Aptalsam , bırak o şekilde davranayım
Sıkılmışsam bırak göstereyim
Eğer kötüysem , izin ver olayım
Ve Eğer eminsem , bırak söyleyeyim
Endişelerim , korkularım , kahkahalarım ve umudum var
Ve biliyorum , mutlu son da var
İstekliyim ve hazıırm
Sadece bazı zamanlar acıtıyor ama
Gelecek için koşuyorum veAtlıyorum...
Bana seni unutturacak
Bir yer yok ki bu dünyada
Dayanmalıyım, yaşamalıyım
Senden kalanlarla
Senle başladı, seninle bitti
Göçmen kuşlar gibi bir vakitlikti
Benden geçti aşk, benden geçti aşk
Gündü ağardı, geceydi karardı
Açtığı kapıyı kendi kapattı
Benden geçti aşk, benden geçti aşk
Tesadüfler hikayesi
Bulduğum gibi kaybettim seni
Senle başladı, seninle bitti
Göçmen kuşlar gibi bir vakitlikti
Benden geçti aşk, benden geçti aşk
Gündü ağardı, geceydi karardı
Açtığı kapıyı kendi kapattı
Benden geçti aşk, benden geçti aşk