Düşündüm de... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşündüm de... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mart 21, 2011

-

zaman: 3/21/2011 0 yorum
Hayat ve Hayal
Arada sadece ince bir çizgi var.
Neyin içindeyiz.
Durup düşünmek mi lazım?
Bilmiyorum...

Perşembe, Ocak 20, 2011

Şimdi Tam Zamanı

zaman: 1/20/2011 0 yorum
Bir an geliyor sanki o anı bekliyormuşum gibi birden dank ediyor.
İçimden bir ruh bir duygu fışkırıyor.
Bişeyin tam zamanı oluyor.

Şimdi içimden şeytan çıkıyor.
Kapris ve kavganın tam zamanı olduğunu hissediyorum.
Ya da şu an canım kavga çekiyor mu demeliyim acaba.

Bence saçımı kestirmeliyim...

Cuma, Aralık 31, 2010

31 Miiii?

zaman: 12/31/2010 2 yorum
Niye yılın son günü 31 oluyor ki.
Bunu da şimdi farkettim.
Bak kafam karıştı yine.
Yıllardır bu cenabet rakamdan kurtulmadım gitti.
Siz bilmezsiniz, benim üniversite numaramın sonu 31 di ve hep son iki numara kullanılırdı.
4 yıl boyunca insanlar bana bakıp güldü.
Gülmelerin bi kenara bıraktım nerede bana bi numara verilse ya31 olur ya da sonu 31. 
Hatta balayı odamız bile 931 numaraydı.
Ya sabır.

Neyse bugün keyfimizi bozmuyoruz.
Bugün yeni  yıl kutluyoruz.
Yen yılı eden kutluyoruz bilmiyorum ama yaptığım araştırmalara göre biz Türkler kutlama yapmayı seviyoruz.
Şimdi yeni yıl olmasaydı benim çam ağacım, bi sürü renkli renkli süslerim, ışıklarım falan olurmuydu.
Birlikte bişeyler yapardık tabi ki.
Ama (gözlerimiz parlayarak) elimizle taktığımız, ışık vereceğini bilerek aldığımız lambanın ışık verdiğini izleyemezdik.Birbirimize bakıp çocukluğumuzu yaşamamışız diyip çocuk ruhumuza bahaneler uyduramazdık.
Nereye gidiyor bu yazı.
Aslında başlığını da böyle düşünmemiştim sonunu da.
Heyecan dolu mutluluk dolu bir yazı olacaktı içinden yıldızlar havai fişekler fışkıracaktı :P

Hatta konsepte uygun bi görsel bile hazırlamıştım. Üstünde öyle çalıştım ki. Yoruldum yaneee :)


( 25 Aralık doğum günüm. Onu da aşkitomla kutladık  ihihihi :) )

Yeni yılı seviyorum.
Doğum günümü seviyorum.
Aşkımı seviyorum.
Annemi ve kardeşimi seviyorum.
Abimi ve Eceyi seviyorum.
Karşı komşum Seynep'i seviyorum.
Çam ağacımın ışıklarını seviyorum.
Bi de balonlarımı seviyorum :)
Ben bu dünyayı ve yaşamayı seviyorum :)



Bunu yazmazsam çatlarım.
Aslında benim yılbaşı planım köprüdeki havai fişek gösterisini izlemek, kendimi yollara vurup elimde bi içecekle şarkı söyleyip zıplamaktı.Ama sonra düşündüm de biz geçen sene bir dilek tutmuştuk. yeni yıl eğlencesi denilen şey olsa olsa aynı koltukta oturup yeni bişeylere birlikte başlamak olabilirdi.
Başka ne isterim ki demişti.
Tuttuğu dilek gerçek olmalıydı... 

Perşembe, Aralık 23, 2010

Aşeriyorum

zaman: 12/23/2010 0 yorum
Bence bütün hamileler aşure aşermeli.
Zaten bu kelime buradan çıkmışta olabilir.
Ya da ben saçmalıyor olabilirim.

Gaziantep'ten geldiğimden beri annemin aşuresinden aşeriyorum.
Halbuki annem yanında biraz götür demişti.
Ama bagaj kotam doldu napim yani.
Neyse işte az önce kendime aşure yaptım.
Sıcak sıcak yediğim için şuan dilim yanıyo ama hakikaten tadı süper olmuş.
Soğumasını beklemediğim için pişman değilim :)

Şimdi son olarak söylemem gereken bişeyler var.
1- Mutlu olmak insana çocuksu bir enerji veriyor ve ben bu enerjiyi çok seviyorum.
2- Aşureyi böyle bayıla bayıla yemenin en kötü yanı hamile olmadan kilo almak.
3- Lohusa tacı takan ve her türlü yemeğe deli gibi saldıran kişi hamile değil pispboğazdır.
4- Bebek meselesiyle ilgili kimseye anlatamadığım psikolojik sorunlarım var.
5- Kendimi herşeyimle çok seviyorum. Şımarmayı- şımartılmayı-beni şımaaarrtt diye çığlıklar atmayı-neşeli olduğumda zıpzıp zıplamayı-kırmızı tacımı kafama takınca dünyanın en güzel kadını olduğumu sanmamı-koskoca kocamı 1 yaşında bebek gibi sevmemi-yeğenimle aynı yaş grubuna ait davranışlarda bulunmamı...

Biliyorum ki bigün öldüğümde beni özleyen çok insan olmayacak.
Ama yerim de doldurulamayacak...

Yolculuk

zaman: 12/23/2010 0 yorum
Yol bitince yolculuk biter mi diye düşünüyorum.
Cevabını bile bile neden düşünüyorsam.
Evime geldiğimde yorgundum.
Mutlulukla burukluk karışımı bi hissim vardı.
Evimi özlemiştim, sevdiklerimi görmüştüm.
Dönmüştüm...
Dönmek ağır bişeymiş.
Bunu İstanbulu gördüğümde anladım.
Belki de ilk defa İstanbula bu gözle baktım bilmiyorum...

Garip bi duygu içindeyim yine
Sanki özlemi acıya döndürdüm.
Kendime itiraf edemediğim bişeyler mi var bilmiyorum.

Sevdiklerimi üzenlere kızgınım.Onlar için yapabileceğim bişeyler olmalı diye düşünüyorum.Ama izin vermeyen kimseye yardım edilemez.Biliyorum...

Çarşamba, Aralık 15, 2010

Dekorasyonizm

zaman: 12/15/2010 4 yorum
Şuan bir kez daha anlıyorum ki ev döşemek başlı başına bir sanat.
Evi döşerken bir kutu boya dökülmüşcesine aynı renkler ve desenlerle doldurmayacağıma karar vermiştim.
Salonum sade olması nedeniyle hoş oldu.
Kırık beyaz ve tonları hakim.
Köşede ve konsolda duran rengarenk iki çiçek buketi de odaya çok hoş bir hava katıyor orası tamam.

Ama mutfağım ooff yani.
İnsan yeşil bişeyi sevdi diye  yemyeşil mutfak eşyası dizer mi.
Dizdim valla.
Porselenlere kadar uzamamış olması benim için büyük bir şans olsa da her taraf yeşil.
İnsafa gelip sarılarla da kombin yapmışım.
Aklımı seveyim :)
Hayır yani madem öyle bişey yaptın azcık bi tarz falan katsaydın.
Aslında şuan kendi kendimin hakkını yiyorum.
Çünkü bu bahsettiklerim süzek, limon sıkacağı,karıştırma kabı,pirinç süzgeci vs. ıvır zıvırlar.
Ama çoklar yaa.hemde plastikler.

Bir de oturma odası var.
Oradan memnunum ama odanın duvarlarını boyatmayı akıl edememişim.
Şampanya mı ne diyorlarsa kremrengimsi bu rengi hiç sevmem ama sevmişim. 
Üstelik artık kremler bile bu renk değil.Bunu da şuan keşfettim.
Neyse işte sözünü aldım havalar ısınır ısınmaz boya işimiz var.
Boya yapılır yapılmaz da bir takım duvar rafları edinip mumlarımı ve rahşanımı gün yüzüne çıkarcaz.


Aslında ben hem evimde bir bütünlük olsun, hemde aynı şeymiş gibi durmasın istiyorum.
Ayrı ayrı durmuşlar ama kendi içlerinde bir bütün oluşturmamışlar.
Zaten ben kolay kolay hiç bişeyi beğenmem.
Dün Ali Ağaoğlunun evini televizyonda gördüm onu da beğenmedim.
En rahatsız olduğum eşya ise kaynanatörlerimin ortak beğenisi olan mutfak masası..
Sevmiyorum napiimmm...


Salı, Aralık 07, 2010

Bu Duygunun Adı Ne?

zaman: 12/07/2010 3 yorum
Aslında benim düşüncem bazı markaları çekiştirip fikrimi belirtmekti (ki bunu bi ara kesin yaparım)
Sonra Aycinin yazısını farkettim.
Uzatmıyorum.
Aynı taşlara basıp aynı yerlerde bu kadar kısa aralıklarla fotograf çekmiş olmak...
Çok değişik.
Cinci hana gittik mesela, oradaki her odanın bir adı vardı ve biz Antepler'in fotografını çektik.
Daha önemlisi içi taşlarla dolu o koca tahta parçasıydı.
Bi benim çektiğim resme baktım bi de ona.
Sonra düşündüm de muhtemelen elimi sürdüğüm yere O da elini sürdü :)



Bu duyguyu çok eskiden bir kere daha yaşamıştım.
Safiye sultan isimli kitabı okuduktan sonra İstanbula gelip sarayları gezmiştim.
Anılarını okuduğum o sultanların ellerini sürdüğü duvarları, eşyaları görünce sanki açtığım kapılardan birinden çıkacaklarmış gibi gelmişti.
Kulaklarıma sesleri doldu sanki.

Anlatılmaz bi duygu.
Şarap içmeyi öğrendiğimde bu anı hatırlayıp bir kadehi şerefine içerim...

Not: Sana katılıyorum. Gerçekten servisleri çok kötü...

Cuma, Ekim 22, 2010

Cemin Selamı Var

zaman: 10/22/2010 0 yorum
Hangi Cem'in?
Sivilcemin
 :)))))))))

Biliyorum iğrencim ama kendimi seviyorum.
(İğrenç bişeyi sevdiğim için daha da mı iğrencim? Evet )

Şunu farkettim ki sabahları uykulu ama neşeli oluyorum.
Hastalığımda bunu farkeden eşim,  arkadaşları "eşin nasıl oldu?" diye sorunca "bilemiyorum sabahları iyi uyanıyor akşam eve gittiğimdeyse kötüleşiyor" demiş.

Sonuç:
Kıza iyi gelmediğini ne zaman farkedeceksin mırıldanmaları ve gülüşmeler...


Öyle işte...
Ortaya karışık bişeyler.
Bugün çok işim var.
Hemde içinde temizlik olmayan çok işim :)

Cuma, Ekim 08, 2010

Yanma Noktasi Nedir?

zaman: 10/08/2010 0 yorum
Fırının başında beklemekten usanıp oturma odasındaki koltuğa popoyu koyduğun andır.

Perşembe, Ekim 07, 2010

Cinnet Geçirmek mi Getirmek mi?

zaman: 10/07/2010 4 yorum
"Cinnet getirmek" Her duyduğumda sinir oldum bir deyim.
Evin içinde cinnet getirilmez geçirilir diye çığlık atıp duruyorum.
Çünkü deyimler konusunda takıntılıyımdır.
İlla da doğrusunu kullanmak isterim.
Bugün araştırdım.
Türk dil kurumuna göre ikisi de doğru.
Fakat ayrı ayrı anlamları var.

"cinnet geçirmek" : delirmek, aklını kaçırmak. ( Deyim )
TÜRK DİL KURUMU - Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü Veri Tabanı

"cinnet getirmek" : bir an için delilik belirtisi göstermek: Ayol, duydunuz mu? Fahim Bey cinnet getirmiş.A.A. Ş. Hisar.( Deyim )
TÜRK DİL KURUMU - Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü Veri Tabanı

Şimdi Türk dil kurumuna soruyorum.
Cinnet kelimesini delilik olarak yorumladığınıza göre delilik geçirilir mi? getirilir mi?

Ben bu işin içinden çıkamadım.

 

Hep-Yek Template by Ipietoon Blogger Template | Gift Idea